Kütüphane
Advert
Advert

Kütüphane

Kütüphane
Bu içerik 159 kez okundu.
Advert
İskenderun’un Temmuz sıcağında, gündüzün saat 11’inde terliklere yapışan asfalt yollarda aylak aylak dolaşıyordum.

O yıl sınıfta kalmıştım. Utancımdan evde kalamıyordum. Karanlık çöktükten sonra eve gidiyor, erkenden yatağıma girip yatıyordum. Babam ve annemle yüz yüze gelmemek için de erkenden sokaklardaydım. İki katlı ahşap evimizin mutfağı alt kattaydı. Aşağı inip bir şeyler atıştırıp sokakta üç beş arkadaş bulup şehri başıboş bir vaziyette turlardım. Öğlen olduğunda acıkırdık. Sokaklarda çöp bidonlarındaki boş şişeleri toplar, satardık. Öğlen yemeği için bir şeyler alır yerdik. Bazen paramız artarsa sinemaya giderdik. Bazen de satacak boş şişe bulamazdık. Akşama kadar aç dolanır dururduk. Eve gittiğimde suçluymuşum gibi bakışları üzerimdeydi herkesin. Kimse benimle ilgilenmezdi. Bana karşı davranışlarından; yaramaz, baş belâsı, işe yaramaz bir çocuk gibi hissederdim kendimi. Kimse benimle şakalaşmaz, halimi hatırımı sormaz. Aldıkları sıradan bir tişört bile başıma kakmaları için yeterli sebepti. Geceleri evde çok sıkılırdım. Bir an önce evden çıkmak için sabah olmasını dört gözle beklerdim. Nerede dersleri kötü olan bir arkadaş görsem, benim gibi birileri var diye sevinir, teselli bulurdum.

Sıcak bir gündü yine. Çok yorulmuştuk, gölgelik bir yer arıyorduk adım adım. Bilmediğim bir sokağa girdik. Yüksek duvarlı kilisenin önünden geçtik. Bahçe kapısından içeriye baktık. Kocaman bir avlusu vardı. Su içmek için içeri girmek istedim; ancak kimseyi göremeyince içeri girmekten korktum. Hem susamış hem acıkmıştım; ama susuzluk daha ağır basıyordu. Sokaktaki birkaç evi geçtik. Bahçesi evlerden farklı bir binanın önünde durdum, pencereden içeriye baktım. Masa başında oturmuş, kitapları önlerinde gençleri gördüm. Sükûnet içinde herkes kitaplarla ilgileniyordu. İçeride soğutucu çalışıyordu. Ayrıca sebil tarzında bir buzdolabı dikkat çekiyordu. İçinde bulunduğum mevsim ve şartlara kıyasla muhteşem bir manzarayla karşı karşıyaydım. Dışarıda sıcak ve nemden bunalmıştım. Sanki içerinin serinliği dışarıda dahi içimi serinletiyordu. Uzun bir süre içeriyi izledim. Dalmışım. Aniden bir ses: “Bakar mısın?” diye bana seslendi. Döndüm. Saçları kısa kesilmiş orta boylu genç bir bayandı bana seslenen. Korkmuştum, cevap veremedim. Ürkmüştüm. Kanadı kırık bir güvercin yavrusu gibi pencere kenarına sığınmıştım adeta. Gülümseyerek: “İçeri gelsene!” dediğinde pencereden bir kez daha kaçamak bir bakışla içeri baktım. Sıcak, güven veren bir sesle: “Gel hadi, bir bardak soğuk suyumuzu içmez misin?” dedi. Susamıştım, ayaklarımı sürüyerek içeri girdim. İçeride yaklaşık otuz kişi vardı. Kapıya yakın bir sandalyeye emaneten oturdum. Bana bir bardak su getirdi beni içeri dâvet eden bayan. Aceleyle bir dikişte içtim buz gibi suyu. O da karşıma oturdu ve: “Bir bardak daha alır mısın?” dedi. Biraz utangaç, biraz rahatlamış olarak: “İçmem.” dedim. Yine yumuşak bir sesle: “Sana okuman için kitap vereyim mi?” dedi. Utanarak, çekinerek “Okuma bilmiyorum ki!” dedim. “Kaçıncı sınıfa gidiyorsun?” dedi. “Üçüncü sınıf.” dedim. Sanki normal bir şey söylemişim gibi: “Önemli değil, öğrenirsin. Bazen gel, sana okumayı öğreteyim. Çok kolay öğrenirsin.” dedi. “Peki, resim çizebilir misin?” dedi. “Çizerim.” dedim. Bana bir resim kâğıdı ve kalem verdi. “Bir resim yap.” dedi. “Bilmiyorum.” dedim. “Öyleyse karşıdaki saatin resmini yap.” dedi. Resmi yapmaya başladım. Yüzündeki tebessüm ve bana yaklaşımı kendime olan güvenimi hissetmemi sağladı. Beni bu kadar düşünen, anlayan birinin benim gibi tembel bir öğrenciye iyi davranması, hayatımın yokuş çıkmayı bırakıp inişe geçmesini sağladı. Kütüphaneci bayan, hayatımın aşağı inmiş şalterini kaldırarak bütün hayatıma ışık ve hayat verdi. O günden sonra kütüphaneye her gün gidip okuma yazmayı öğrendim. Hayatımın en huzurlu anlarını kütüphanelerde yaşadım. Yalnızlığımı evlerin bir köşesindeki kütüphanelere sığınarak giderdim. Eğitim hayatım boyunca elliden fazla öğretmenim oldu. 

Ama hepsi bir tarafa, o sıcak ve bunaltıcı yaz gününde, kütüphane penceresinden içeriyi süzerken bana bir bardak soğuk su ikram edip kitapların sihirli dünyasına adım atmamı sağlayan o hanımefendiyi hiç unutamadım. 

Her kitap okuyuşumda, sahife aralarında o günün izlerini görüyorum. Elindeki bir bardak soğuk suyla bana “Buyurun!” diyen kütüphane memuruna şükranlarımı sunuyorum.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRX